Erişilebilirlik Ayarları

Yazı boyutu

Renk Seçenekleri

Tek renkli Sessiz renk Koyu

Okuma araçları

izolasyon Yönetici
Bağımsız Finlandiya medya kuruluşu Long Play'in araştırmacı gazetecisi Lotta Närhi (solda), eski bir meslektaşıyla birlikte. Fotoğraf: Ben Marsden
Bağımsız Finlandiya medya kuruluşu Long Play'in araştırmacı gazetecisi Lotta Närhi (solda), eski bir meslektaşıyla birlikte. Fotoğraf: Ben Marsden

Bağımsız Finlandiya medya kuruluşu Long Play'in araştırmacı gazetecisi Lotta Närhi (solda), eski bir meslektaşıyla birlikte. Fotoğraf: Ben Marsden

Hikayeler

Başlıklar

İskandinav Ülkeleri Basın Özgürlüğü İçin Bir Sığınak. Peki Neyi Doğru (ve Yanlış) Yapıyorlar?

Bu Yazıyı Oku

“Sürdürülebilir bir medya ekonomisine, kamuoyunun medyaya duyduğu güvene, güçlü medya okuryazarlığı politikalarına ve basının çalışmalarına saygı gösteren siyasetçilere sahipsiniz,” diyor Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Genel Direktörü Thibaut Bruttin. Bruttin, İskandinav ülkelerinin neden her yıl Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nin zirvesinde yer aldığını bu sözlerle açıklıyor.

Basın özgürlüğünü güvence altına alan köklü anayasal düzenlemeler ve özgür medyayı destekleyen kamu politikaları sayesinde bu ülkeler, hem medya özgürlüğü hem de istikrar açısından dünya çapında örnek gösteriliyor. Bu yıl da Norveç, üst üste 10. kez listenin ilk sırasında yer aldı. Diğer İskandinav ülkeleri de ilk 10’da güçlü bir performans sergiledi: Danimarka dördüncü, İsveç beşinci ve Finlandiya altıncı sırada yer aldı. Tek istisna ise yine de oldukça başarılı sayılabilecek 12. sıradaki İzlanda oldu.

Bruttin’a göre, dünyanın bu küçük bölgesinin basın özgürlüğü sıralamalarında sürekli zirvede yer almasını açıklayan birçok etken bulunuyor. Ancak bu ülkelerin elde ettiği sonuçlar son on yılda büyük ölçüde istikrarlı kaldı. Peki onları zirvede tutan asıl unsurlar neler? Ve bu ülkelerde çalışan araştırmacı gazeteciler, içinde bulundukları basın özgürlüğü ortamını nasıl değerlendiriyor?

GIJN, bu sorulara yanıt bulmak ve basın özgürlüğü endeksinde gerileyen diğer ülkelerin İskandinav deneyiminden neler öğrenebileceğini anlamak için dört ülkeden gazetecilerle görüştü.

Norveç

Verdens Gang (VG) gazetesinde sağlık, suç ve dış politika alanlarında çalışan araştırmacı gazeteci Mona Grivi Norman, “Norveçliler genel olarak medyaya büyük güven duyuyor. Kamu kurumlarına, basına ve toplumsal kurumlara güveniyoruz,” diyor.

Sağlık, suç ve dış politika alanlarında uzmanlaşan araştırmacı gazeteci Mona Grivi Norman. Fotoğraf: Mona Grivi Norman

Sağlık, suç ve dış politika alanlarında uzmanlaşan araştırmacı gazeteci Mona Grivi Norman. Fotoğraf: Mona Grivi Norman

Norman’a göre bu güven karşılıklı işliyor. Kamu otoriteleri de genel olarak gazetecilerin rolüne saygı duyuyor ve devlet yetkilileri, özellikle sağlık alanındaki haberlerde gazetecilere yardımcı olabiliyor. Bunun nedenini ise şöyle açıklıyor: “Sağlık sektöründe çalışanların büyük çoğunluğu bunu insanlara ve hastalarına önem verdikleri için yapıyor.” Bu nedenle, sağlık alanındaki kişiler ve kurumlar bilgi paylaşımı konusunda çoğu zaman daha açık ve şeffaf davranıyor.

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) de Norveç’te medya ile kamu kurumları arasındaki karşılıklı saygıya dikkat çekiyor. Kuruluşa göre, Norveçli siyasetçiler **genellikle gazetecileri hedef alan veya itibarsızlaştıran açıklamalardan kaçınıyor.

Bruttin, Norveç’te gazeteler ve dergilerin Katma Değer Vergisi’nden (KDV) muaf tutulmasının da medya ekosistemini güçlendiren önemli bir kamu politikası olduğunu belirtiyor. Bu uygulama, hem medya kuruluşlarının ekonomik olarak ayakta kalmasına katkı sağlıyor hem de haberlere erişimi toplum için daha ulaşılabilir hale getiriyor.

Ülkede haber tüketim oranı da oldukça yüksek. Kaliteli gazeteciliğe destek vermeye istekli bir okur kitlesinin bulunduğu Norveç’te, halkın %42’si haber içerikleri için ücret ödüyor.

Norveç’te gazeteciler, haber üretiminde meslek etiği kurallarına bağlı hareket ediyor. Bu kurallar, gazetecilerin haber kaynaklarını eleştirel bir bakışla değerlendirmesini, mümkün olduğunca farklı kesimlerden kaynaklara yer vermesini ve röportaj yaparken amaçlarını karşı tarafa açıkça ifade etmesini öngörüyor. Grivi Norman da yeni bir haber kaynağı ya da görüşeceği kişiyle ilk temasında işe en temel noktadan başladığını anlatıyor. Gazetecinin ne yaptığını, haber hazırlama sürecinin nasıl işlediğini ve kendisinin nasıl çalıştığını ayrıntılı biçimde açıklıyor. Ayrıca, haberin odağındaki kişi ya da kurumla soruşturmanın erken aşamalarında iletişime geçmeyi tercih ediyor. Norman, bunun zaman zaman haberin hedefindeki kişinin sosyal medyada açıklama yapması gibi riskler doğurabileceğini kabul ediyor. Ancak bu tür tepkilerin de haberin anlatısına katkı sağlayabileceğini düşünüyor. “Eleştirdiğimiz kişiyle sürecin erken aşamalarında iletişime geçtiğim için çok az olumsuz deneyim yaşadım. Bence neredeyse her zaman hikâyenin her iki tarafını da dinlemeye değer.”

Ancak Norveç’in de bir Aşil topuğu var. Bu yılın başlarında ülke, kraliyet ailesini sarsan bir dizi skandalla gündeme geldi. Bunlar arasında, geleceğin kraliçesi olması beklenen Mette-Marit’in Jeffrey Epstein ile yakın ilişkileri ve önceki evliliğinden olan oğlunun ağır uyuşturucu suçlamaları ile aile içi şiddet iddiaları nedeniyle yargılanması da yer alıyordu. Haberlere göre, bazı gazeteciler söz konusu oğlun karıştığı iddia edilen olaylardan önceden haberdardı. Ancak bu iddialarla ilgili ilk haberler ancak kendisinin gözaltına alınmasının ardından yayımlandı.

Grivi Norman, bunun nedenini Norveç’te özel hayata gösterilen saygıyla açıklıyor: “İnsanların özel yaşamına büyük saygı duyuyoruz. Bazı konular özeldir, bazıları değildir. Kraliyet ailesiyle ilgili soruşturmaları düşündüğümde, bunlar çoğunlukla mali konularla sınırlı kaldı.” Norman, bu yaklaşımın belirli ölçüde siyasetçiler için de geçerli olduğunu belirtiyor.

Bununla birlikte, Grivi Norman’a göre Norveç gazeteciliğinin en güçlü yanlarından biri gazeteciler arasında yerleşmiş açıklık ve paylaşım kültürü. Norman, Norveç’i diğer İskandinav ülkelerinden ayıran en önemli etkenlerden birinin de bu kültür olduğunu düşünüyor. Gazeteciler arasındaki güvene, bilgi paylaşımına ve iş birliğine dayanan bu gelenek, sağlıklı bir çalışma ortamı oluştururken medya sektörünün de güçlenmesine ve gelişmesine önemli katkı sağlıyor.

Her yıl Norveç Araştırmacı Gazetecilik Vakfı (SKUP), gazetecilerin son bir yıl içinde hazırladıkları araştırmaları paylaştıkları bir konferans düzenliyor. Ancak Grivi Norman’a göre konferansı farklı kılan, yalnızca haberlerin değil, bu haberlerin nasıl ortaya çıkarıldığının da ayrıntılı biçimde anlatılması.

“Biz sadece araştırmayı sunmuyoruz o araştırmayı nasıl yürüttüğümüzü de anlatıyoruz.”

Norveç’te ayrıca, her araştırmanın ardından gazetecilerin soruşturma sürecini adım adım anlatan bir yöntem belgesi hazırlaması yaygın bir uygulama. Kamuya açık olarak yayımlanan bu belgeler, araştırmanın nasıl yürütüldüğünü ve hangi yöntemlerin kullanıldığını ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor.

Norveçli gazetecilerin bir diğer önemli avantajı ise kamu kurumlarına erişim. Ülke anayasası hem ifade özgürlüğünü hem de kamusal bilgiye erişim hakkını güvence altına alıyor.

Grivi Norman, “Danimarka’daki meslektaşlarımla konuştuğumda, Bilgi Edinme Yasamız nedeniyle bize imreniyorlar,” diyor.

Danimarka

Danimarka

Danimarka

Norveçli gazetecilerin değerlendirmeleri Danimarkalı meslektaşları tarafından da paylaşılıyor.

“Norveç’teki kamu kurumlarında medyanın bilgiye hızlı bir şekilde erişebilmesi gerektiğine dair farklı bir anlayış var,” diyor Politiken gazetesinde çalışan Sebastian Stryhn Kjeldtoft. Ona göre Norveçliler gazetecilik için ödeme yapmaya da daha istekli. Danimarka medyası, bu konuda Norveç’teki başarılı örnekleri takip etmeye çalışsa da, “Bazı Norveç gazetelerinin ulaştığı noktaya henüz biz ulaşamadık,” diye ekliyor.

Sebastian Stryhn Kjeldtoft, Politiken gazetesinde araştırmacı gazetecilik ekibini kuruyor. Görsel: Sebastian Stryhn Kjeldtoft

1960’lı yıllar Danimarka medya düzeni açısından önemli bir dönüm noktası oldu. Bu dönemde gazeteler, siyasi partilerin yayın organı olmaktan çıkarak bağımsız haber kuruluşlarına dönüştü. Bugün bir kişi medyanın haberinden memnun değilse, doğrudan mahkemeye gitmek yerine avukatlar ile medya temsilcilerinden oluşan Danimarka Basın Konseyi ne şikâyette bulunabiliyor. Böylece medya ile ilgili birçok uyuşmazlık yargı sürecine taşınmadan çözülebiliyor.

Kjeldtoft’a göre bu sistem, medyanın kendi kendini denetlemesini de sağlıyor.  “Eleştiri aldığımızda bunu ciddiye almak zorundayız. Eleştiriyi gazetemizde yayımlamak ve yayıncılık pratiğimiz üzerine düşünmek durumundayız. Kusursuz bir sistem değil ama oldukça iyi işleyen bir mekanizma olduğunu düşünüyorum.”

Çin muhabiri olarak dört yıl görev yapan Sebastian Stryhn Kjeldtoft, bugün Politiken gazetesinde yeni bir araştırmacı gazetecilik ekibi kuruyor. Ancak 2022 yılında, Danimarka Ulusal Özel Suçlar Birimi tarafından ifadeye çağrılan gazetecilerden biri oldu. Bunun nedeni, Danimarka Savunma İstihbarat Servisi hakkında yayımlanan haberlerde kullandığı kaynakları açıklamasının istenmesiydi.

Stryhn Kjeldtoft ifadeye gitmeyi reddetti. Açılan soruşturma ise daha sonra düşürüldü. Her ne kadar bu tür olaylar Danimarka’da istisnai örnekler olarak görülse de, Kjeldtoft bunların basın özgürlüğü açısından kaygı verici olduğunu düşünüyor.

“Özünde, araştırmacı gazetecilik yapmak için dünyada İskandinav ülkelerinden daha iyi çok az yer var. Bu nedenle toplum olarak sahip olduğumuz bu ortamın değerini bilmeli ve onu kararlılıkla korumalıyız.”

İsveç

İsveç

İsveç

Nils Hanson, İsveç kamu yayıncısı SVT’nin araştırmacı gazetecilik programı Uppdrag Granskning’ın (“Görev: Araştırma”) editörlüğünü 22 yıl boyunca yürüttü. Program, yıllar içinde çok sayıda yolsuzluğu, kamu yararını ilgilendiren ihlali ve adaletsizliği ortaya çıkardı. Hatta bunlardan biri bir başbakanın istifasına neden oldu. Ancak bu başbakan İsveç’in değil, Panama Belgeleri soruşturması kapsamında programa verdiği röportajın ardından görevinden ayrılan İzlanda Başbakanı’ydı.

Hanson, birçok kişi tarafından İsveç araştırmacı gazeteciliğinin “vaftiz babası” olarak görülüyor. Bu tanımlama karşısında mütevazı bir şekilde gülse de, programın ilk yıllarında oluşturduğu birçok editoryal ilkenin bugün hâlâ haber merkezinde uygulanmaya devam ettiğini kabul ediyor. Bunların en önemlilerinden biri ise, kamuoyunun programa duyduğu güveni pekiştiren, son derece titiz ve çok katmanlı doğrulama (fact-checking) süreci.

“Haber merkezindeki herkesin, gazeteciliğimizin editoryal kalitesini ve standartlarını daha da yükseltmek için çalışmaktan büyük heyecan duyduğunu görüyorum. Hedefimiz, yayımladığımız her haberin olabildiğince doğru, eksiksiz ve tarafsız olmasını sağlamak,” diyor Hanson.

Yasal çerçeve açısından da İsveç, basın özgürlüğü konusunda öncü ülkelerden biri. Dünyanın ilk Bilgi Edinme Özgürlüğü düzenlemelerine öncülük eden ülkenin 1766 tarihli Basın Yasası, bugün de anayasal güvence altında bulunuyor.

Nils Hanson, İsveç kamu yayıncısı SVT’nin araştırmacı gazetecilik programı Uppdrag Granskning’ı (“Görev: Araştırma”) 22 yıl boyunca yönetti. Görsel: Nils Hanson

Ancak Hanson’a göre İsveç’te araştırmacı gazeteciliğin en parlak dönemi aslında bugün yaşanıyor. Bunun temel nedenlerinden biri, araştırmacı gazeteciliğin artık ticari açıdan da değer üreten bir alan olarak görülmesi.

“Yirmi yıl önce araştırma dosyaları genellikle gazetecilerin kişisel motivasyonuyla ortaya çıkıyordu. Bugün ise bu talep doğrudan yöneticilerden geliyor. Çünkü araştırmacı gazeteciliğin, okurların para ödemeye hazır olduğu özgün haberler ve çarpıcı ifşalar ürettiğini biliyorlar.”

Hanson, İsveçli araştırmacı gazetecilerin haberlerinde hesap verebilirliğe yaklaşımının da kamuoyunun güvenini güçlendirdiğini düşünüyor.

Pek çok ülkede haberin sonunda yalnızca yazılı bir “yanıt hakkı” açıklamasına yer verilmesini eleştiren Hanson, bunun gazetecilik açısından yeterli olmadığını söylüyor.

“Bence bu, izleyiciye karşı sorumluluğunuzu tam anlamıyla yerine getirmemek demek. Hakkında iddialar bulunan kişilerin peşine düşmemek ve onları kameralar karşısında açıklama yapmaya ikna etmeye çalışmamak doğru bir yaklaşım değil.”

İsveç’te ise bir kişi kamera önünde konuşmayı reddettiğinde, gazetecilerin onu bulup beklenmedik bir anda sorularını yöneltmesi, hesap verebilirliği sağlamaya yönelik yaygın ve kabul gören bir gazetecilik pratiği olarak değerlendiriliyor.

Finlandiya

 

Finlandiya

Bağımsız Finlandiya medya kuruluşu Long Play’de araştırmacı gazeteci olarak çalışan Lotta Närhi, çevre haberciliği üzerine uzmanlaşıyor.

Gazetecilik dışında bir alanda eğitim aldığını belirten Närhi, dört yıl önce mesleğe adım attığından bu yana en büyük desteği çalıştığı haber merkezindeki paylaşım kültüründen gördüğünü söylüyor. Deneyimli gazetecilerin sorularını yanıtlamaya zaman ayırmasının, araştırmacı gazetecilik bilgisinin kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağladığını; bu süreçte yeni yöntem ve tekniklerin de geliştiğini ifade ediyor.

Ancak haber merkezlerinde teslim tarihlerinin giderek sıkışması, bu bilgi paylaşımını zorlaştırıyor. Finlandiya’nın çalışma kültürünün önemli bir parçası olan kahve molalarının bile artık eskisi kadar yapılamadığını söyleyen Närhi, bunun önemli bir kayıp olduğunu düşünüyor.

“Çünkü insanlar tam da o anlarda bir araya geliyor ve yazılı olmayan, deneyimle edinilmiş bilgiler birbirine aktarılıyor.”

Bu eksikliği gidermek için katıldığı mentorluk programının kariyerinde önemli bir dönüm noktası olduğunu anlatıyor.

“Sonunda herkesin bildiği ama yoğunluktan dolayı kimsenin oturup anlatmaya fırsat bulamadığı şeyleri öğrenebildim.”

Närhi, resmî sınıflandırmaya göre topraklarının yaklaşık %95’i kırsal alanlardan oluşan ve yüzölçümünün dörtte üçü ormanlarla kaplı olan Finlandiya’da çevre haberciliği alanında uzmanlaşmayı seçti. Çevre haberlerinin doğal olarak farklı çıkar gruplarını karşı karşıya getirdiğini söylüyor.

“Çok geniş ormanlarımız var. Bu da kaçınılmaz olarak farklı çıkarların çatışması anlamına geliyor. Ormancılık uzun yıllardır Finlandiya ekonomisinin temel sektörlerinden biri. Ancak artık giderek daha fazla kişi, ormanların yalnızca ekonomik değil, ekolojik ve toplumsal değerler de taşıdığını savunuyor.”

Tam da bu nedenle çevre araştırmalarının bugün her zamankinden daha önemli olduğunu düşünüyor.

“Şu an bütün bu farklı çıkarların aynı anda karşı karşıya geldiği bir dönemdeyiz. Bu dengeyi anlamaya çalışmak gerçekten çok ilgi çekici.”

Finlandiya’nın en büyük avantajlarından biri ise kamu verilerine erişim. Çevre konusunda onlarca yıla yayılan kapsamlı resmî veri tabanları ve bilimsel araştırmalar bulunduğunu söyleyen Närhi, haberlerinde büyük ölçüde bu kaynaklardan yararlanıyor. Çoğu zaman ilgili araştırma kurumlarına ulaşmasının yeterli olduğunu, kurumların kendisini doğrudan çevrim içi veri kaynaklarına yönlendirdiğini anlatıyor.

Ona göre bu şeffaflık yalnızca çevre alanıyla sınırlı değil. Eğitimden konuta kadar Finlandiya toplumunu ilgilendiren pek çok konuda kamu verilerine erişim oldukça açık.

Gerektiğinde Bilgi Edinme Yasası’ndan da yararlandığını belirten Närhi, son dönemde kamu kurumlarının ekonomik baskı altında olduğunu gözlemlediğini söylüyor.

“Bilgi talebinde bulunduğum, ancak ekonomik sıkıntılar nedeniyle ilgili kurumun bu talebi karşılayacak yeterli personele sahip olmadığı durumlarla karşılaştım.”

Finlandiya bu yıl Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde bir sıra gerilese de ilk 10 içindeki yerini korudu. RSF Genel Direktörü Thibaut Bruttin’e göre bunun nedenlerinden biri, ülkenin en büyük gazetesi Helsingin Sanomat’ın devlet sırlarını yayımladığı gerekçesiyle gazetecilerine açılan dava.

Bruttin, basın özgürlüğünün dünya genelinde giderek daha fazla baskı altında olduğu bir dönemde, İskandinav ülkelerinin sahip oldukları güçlü konumu uluslararası düzeyde özgür medyayı desteklemek için kullanması gerektiğini savunuyor. “İskandinav ülkelerinin diplomatik etkilerini ve kalkınma yardımlarını, dünya genelinde özgür basını desteklemek için daha etkin biçimde kullanmaları gerektiğini düşünüyoruz.”

Özellikle Norveç’in bu konuda öncü bir rol üstlendiğini vurgulayan Bruttin sözlerini şöyle tamamlıyor:

“Bazen yalnızca başarılı olmak yetmez aynı zamanda özgür basının savunucusu olmak da gerekir.”


Emilia Jansson, BBC’de gazeteci ve yapımcı olarak görev yapıyor.

Bu Çalışma Bir Lisans Altında Lisanslanmıştır Creative Commons Atıf-Türevi Olmayan 4.0 Uluslararası Lisansı

İçeriklerimizi bir Creative Commons Lisansı Altında Ücretsiz, Çevrim içi veya Basılı Olarak Yeniden Yayınlayın.

Bu Yazıyı Yeniden Yayınla

Bu Çalışma Bir Lisans Altında Lisanslanmıştır Creative Commons Atıf-Türevi Olmayan 4.0 Uluslararası Lisansı


Material from GIJN’s website is generally available for republication under a Creative Commons Attribution-NonCommercial 4.0 International license. Images usually are published under a different license, so we advise you to use alternatives or contact us regarding permission. Here are our full terms for republication. You must credit the author, link to the original story, and name GIJN as the first publisher. For any queries or to send us a courtesy republication note, write to hello@gijn.org.

Sonrakini Oku

Basın Özgürlüğü Haberler & Analiz

Otoriter Rejimlerde Gazeteciliğin Etkisini Anlamak

Otoriter ülkelerdeki gazeteciler için koşullar zorlu ve genellikle tehlikelidir. Bu zorlukların ışığında, gazetecilerin ve bağışçıların, gazeteciliğin etki yarattığı daha az geleneksel yollara ilişkin anlayışlarını genişletmeleri gerekiyor.