Erişilebilirlik Ayarları

Yazı boyutu

Renk Seçenekleri

Tek renkli Sessiz renk Koyu

Okuma araçları

izolasyon Yönetici
Görsel: Shutterstock
Görsel: Shutterstock

Bir tarım uçağı ekili bir alana kimyasal ilaç püskürtüyor. Görsel: Shutterstock

Hikayeler

Başlıklar

Pestisitler ile Kanser Arasındaki Bağlantıları Araştırmanın İpuçları

Bu Yazıyı Oku

Dünyanın dört bir yanında gazeteciler, yüksek kanser oranları ile pestisit maruziyeti arasındaki bağlantıları araştırırken klasik korelasyon ile nedensellik sorunuyla karşılaşıyor. Araştırmalar bazı yabani ot ilaçları ve böcek öldürücülerin kanserojen olduğunu kesin olarak ortaya koysa da, deneyimli gazeteciler tek bir tarım ilacının kanser, nörolojik hastalıklar ya da doğum kusurlarına yol açtığını yüzde 100 kesinlikle ortaya koymanın son derece zor olduğuna dikkat çekiyor. Öte yandan tarım kimyasalları şirketleri ve onların lobi grupları, ürünlerini savunmak için çoğu zaman bilimi çarpıtıyor ve yalnızca bilimsel görünüm taşıyan iddiaları öne sürüyor.

Öte yandan, Peru’da yakın zamanda yapılan ve çevresel verileri 150 bin kanser hastasının verileriyle bir araya getiren bir araştırma, farklı pestisitlerin bir araya gelmesinin insan hücreleri üzerindeki etkilerini artırabildiğini ortaya koydu.

Buna karşın, 2026 Investigative Reporters and Editors (IRE) Konferansı‘nda düzenlenen, pestisit maruziyetine ilişkin veri odaklı araştırmalar panelinde konuşan deneyimli araştırmacılar, gazetecileri bu alanda daha fazla araştırma yapmaya teşvik etti. Panelde ayrıca, nedensellik sorunlarının ve toksikolojiye özgü teknik terminolojinin nasıl aşılabileceğine ilişkin öneriler de paylaşıldı. Panele Investigate Midwest Genel Yayın Yönetmeni Ben Felder, serbest gazeteci Natasha Gilbert, Missouri Üniversitesi Gazetecilik Okulu öğretim üyesi Mark Horvit ile Florida Üniversitesi İklim ve Çevre Haberciliği Girişimleri Direktörü Cynthia Barnett katıldı.

“Kanser karmaşık bir hastalık; çok sayıda çevresel ve genetik etkene bağlı olarak ortaya çıkabiliyor” diyen Felder, “Bu nedenle kanser ile tarım kimyasalları arasında kesin olarak kanıtlanabilir bir bağlantı kurmak oldukça zor. Ancak bu, bu alandaki araştırmaların önemini azaltmıyor.” ifadelerini kullandı.

Gilbert ise, “Bir bağlantıyı kanıtlayamıyor olmanız, ortada haber olmadığı anlamına gelmez. İnsanların haklı kaygılarını, pestisitleri kimlerin aşırı kullandığını ve daha pek çok önemli noktayı ortaya çıkarabilirsiniz.” dedi.

Felder’e göre gazetecilerin karşılaştığı bir diğer yaygın güçlük de çiftçileri konuşmaya ikna etmek. Bunun temel nedeninin utanç duygusu olduğunu söyleyen Felder, “Bu ürünler ticari tarım için büyük önem taşıyor. Ancak çiftçiler, ‘Acaba bu hastalıklara ben mi yol açtım?’ diye kaygılanıyor.” ifadelerini kullandı.

Hastalık ile pestisit maruziyeti arasında bilimsel açıdan kesin bir bağ kurmak zor olsa da, güçlü dolaylı kanıtlar sağlık haberciliğinde hâlâ önemli bir yer tutuyor. Üstelik Batı’daki birçok ülkede bu alanda çevrim içi erişilebilen zengin veri kaynakları bulunuyor ve çoğu zaman bilgi edinme başvurusu yapmadan da kapsamlı araştırmalar yürütmek mümkün. Ayrıca epidemiyologlar, tıbbi coğrafyacılar ve toksikologlar gibi uzmanlar, verileri ve bilimsel bulguları gazetecilerle paylaşmaya ve bunları yorumlamalarına yardımcı olmaya istekli oluyor.

Gilbert, bu haber alanının sızdırılmış belgeler ve belge arşivleri bakımından oldukça zengin olduğuna da dikkat çekerek özellikle Toxic Docs veri tabanını önerdi. Columbia Üniversitesi ile New York Şehir Üniversitesi tarafından oluşturulan bu arşiv, ABD ve dünyanın farklı bölgelerindeki kimya şirketlerine ait daha önce gizli kalmış milyonlarca sayfa şirket içi belgeyi, lobi yazışmalarını ve kurum içi notları içeriyor.

Bu yılın şubat ayında Investigate Midwest, Horvit’in öğrenci ekibiyle birlikte yürüttüğü dikkat çekici bir araştırmada, ABD’de kilometrekare başına pestisit kullanımının en yüksek olduğu 500 ilçenin yüzde 60’ının aynı zamanda ülkenin en yüksek kanser oranlarına sahip bölgeleri arasında yer aldığını ortaya koydu. Araştırma ekibi, bu halk sağlığı krizinin “yalnızca eyalet ve federal sağlık yetkilileri tarafından görmezden gelinmekle kalmadığını, aynı zamanda uygulanan politikalarla büyümesine de katkıda bulunulduğunu” belirtti.

Görsel: Ekran görüntüsü, Investigate Midwest (IRE sunumu)

Panelistler, düzenlemeler ve “pestisit sürüklenmesi” gibi bağlantılı konuların da önemli haber başlıkları olduğuna dikkat çekti. Kimyasalların rüzgâr ya da başka yollarla taşınarak okulları, gölleri ve çevredeki yerleşim yerlerini etkilemesi olarak tanımlanan pestisit sürüklenmesi de bunlardan biri. Panelistlere göre, pestisitlerle sağlık sorunları arasındaki olası bağlantıları araştıran haberlerde en önemli unsur; verileri ve kanıtları okurların kendi değerlendirmelerini yapabilecekleri açıklıkta ortaya koymak, kanıtlanamayan noktaları açıkça belirtmek ve okurun bağ kurabileceği güçlü insan hikâyeleri anlatmak.

Gilbert, Hindistan ve Brezilya’nın da aralarında bulunduğu, Batı dışındaki büyük tarım sektörlerine sahip ülkelerin pestisit araştırmaları için önemli fırsatlar sunduğunu belirtti. Ayrıca etkili araştırmacı gazetecilik yöntemlerinin dünyanın her yerinde uygulanabileceğini vurguladı.

Haber Yapma İpuçları

En sağlıklı olması beklenen bölgelerde daha yüksek kanser oranları arayın. Konuşmacılar, muhabirlerin özellikle kırsal bölgelerdeki kanser oranlarının yakın şehirlerden daha yüksek olup olmadığına bakmasını önerdi. Bunun nedeni sadece gazeteciler için ilginç olması değil; aynı zamanda okuyucuların da “kırsal yaşam daha sağlıklı olmalı” şeklinde yerleşik bir sezgiye sahip olması ve bu anomaliyi daha hızlı fark edebilmesidir.

Yakın zamanda bir öğrenci araştırma projesine atıfta bulunan Horvit şöyle dedi:
“Bu beni gerçekten şaşırttı: Missouri’deki kırsal ilçelerde kanser oranları kentsel olanlardan daha yüksek. Bu, bekleyeceğiniz bir şey değil.”

İpucu: Barnett, Truveta adlı sağlık veri analitiği şirketi tarafından tutulan dev bir veri tabanının, 130 milyon Amerikalıya ait anonimleştirilmiş sağlık kayıtlarını içerdiğini söyledi. Ayrıca şirketin araştırma ekibinin, talep eden gazetecilere aktif olarak yardımcı olduğunu da ekledi.

Ülkelerin kendi vatandaşları için yasakladıkları kimyasalları ihraç ettiği ülkeleri bulun. Barnett, ImportGenius gibi ticaret veri tabanlarının bu tür politika çelişkilerini ortaya çıkarabileceğini belirtti. Bazı ülkeler, kendi sınırları içinde kullanılmasının çok tehlikeli olduğunu bildikleri kimyasalları, yasaklamamış ülkelere ihraç etmeye devam ediyor.

Örneğin paraquat (74 ülke tarafından yasaklanmış bir herbisit) gibi bir kimyasalı iç piyasasında yasaklayan ülkelerin (Çin ve Güney Kore gibi) buna rağmen dünyanın başka yerlerine ihraç etmeye devam etmesi incelenebilir. Barnett, “Zararların izini sürmek için özellikle Afrika ülkeleri ilginç bir çalışma alanı” dedi.

Maruziyetleri ölçmek için silikon bileklikleri değerlendirin. Geçen yıl Hollanda’da yüzlerce gönüllü, bir araştırma kapsamında yalnızca bir hafta boyunca, püskürtme dönemlerinde çiftliklere farklı uzaklıklarda basit silikon kimyasal tespit bileklikleri taktı.

The Guardian’ın haberine göre, her bir gönüllüde ortalama 20 farklı pestisite maruz kalındığı tespit edildi; bu sayı organik tarım yapmayan çiftçilerde ortalama 36’ya yükseldi. Ayrıca, çiftliklerden uzak yaşayan kişilerin bilekliklerinde de çok sayıda tarım kimyasalı bulundu. Analizlerde bazı durumlarda DDT ve dieldrin gibi yasaklı maddeler de bulundu. Benzer şekilde Univision Noticias, 2024’te elma, balkabağı ve yaban mersini hasadı yapan 10 tarım işçisine beş gün boyunca bileklik taktı ve 18 farklı pestisit tespit etti, bunların arasında kanserle ilişkili herbisitler ve iki yasaklı madde de vardı. Barnett, “Bu benim en sevdiğim araştırmalardan biriydi” dedi. Cesur gazetecilerin, sağlık uzmanlarına danıştıktan sonra, tarım kimyasallarının sınırların ötesindeki yaygınlığını göstermek için hedef bölgelerde kendilerinin de bileklik takmayı düşünebileceğini söyledi.

Görüntü: Ekran görüntüsü, Univision

Okuyucu anketi içeren kısa bir ön araştırma haberi yayınlayın. Felder, pestisit maruziyeti ile kendi kanser deneyimleri arasında bağlantı kuran kanser hastalarını bulmanın en iyi yollarından birinin “ön-araştırma” yapmak olduğunu belirtti. Buna göre, Datawrapper veya Flourish gibi araçlarla konuyla ilgili basit etkileşimli görselleştirmeler hazırlanmalı ve okuyuculara yönelik çevrim içi formlar eklenmeli.

“Önce, kanser ile tarım kimyasalları arasındaki bağlantıya dair kısa hikâyeler yayınladık ve okuyucuların kendi kişisel hikâyelerini paylaşmaları için Google formları oluşturduk,” dedi ve Investigate Midwest projesine atıfta bulundu. “Facebook’u da denedik, ancak formları haberlerin içine yerleştirmenin kaynak toplama açısından 10 kat daha etkili olduğunu gördük.”

Şunları da ekledi: “Haber yapmadan önce net sorular sorun: ‘Siz veya tanıdığınız biri, pestisitlerle bağlantılı olduğunu düşündüğünüz bir kansere yakalandı mı?'”

Genetik faktörleri dışlayan göstergeleri araştırın. Felder, bazı kanser hastalarının genetik riskler açısından tarandığını belirtti. Örneğin pestisitlere maruz kalmış ve kanserle yaşayan bir kaynakta, kansere tipik olarak bağlı 81 gen arasında herhangi bir özel risk bulunmadığı tespit edildi. Barnett ise şunu ekledi: “Epidemiyolojik kanıtlar pestisitleri Parkinson hastalığıyla güçlü biçimde ilişkilendiriyor. Parkinson vakalarının yalnızca %15’i genetikle bağlantılı, ancak araştırma fonlarının büyük kısmı genetik üzerine.”

Bu tür hikayelerde uzman görüşleri önemli, buna kaynağınızın tıbbi tedavi ekibinin görüşleri de dahildir. Bilimsel olarak hakemli çalışmalarla aynı ağırlıkta olmasa da Felder, hastalar ve doktorlarının nedensellik hakkındaki görüşlerinin alıntılanmasının yine de faydalı olduğunu, ancak bunların okuyucuya “görüş” olarak sunulması gerektiğini söyledi. “Görüşmelerimizi yaparken bizim için kilit sorulardan biri şu basit soruydu: ‘Sizce kanseriniz neden pestisitlerden kaynaklandı?’ ve onlardan birçok ayrıntı paylaşmalarını istedik,” dedi Felder. Ayrıca, izin alınması halinde bir kaynağın doktoru veya onkoloğuyla yaptığı görüşmelerin de topluluklardaki korkuyu göstermede yardımcı olabileceğini ekledi. Felder’in kaynaklarından biri şöyle demişti: “Kanser uzmanım bana çok açık bir şekilde, kanserimin tarım kimyasallarına maruz kalmamdan kaynaklandığını söyledi.”

Bilim insanlarına ve akademik kaynaklara güvenin. “Bilimle ve bilimsel makalelerin nasıl okunacağını öğrenin,” diye tavsiye etti Gilbert. Ona göre, sektör sıklıkla kendi ürünlerini savunmak için gerçeği çarpıtabilir ve manipüle edebilir. Bu nedenle, bilimin gerçekte ne söylediğini bilmeden bu tür yanlış kullanımları fark etmek mümkün değildir. Bilim insanları ise genellikle zamanlarının önemli bir kısmını muhabirlere ayırmaya isteklidir, sizi bilimsel konularda adım adım yönlendirebilirler.

Gilbert, muhabirlere bilim okuryazarlığı konusunda yardımcı olabilecek çeşitli kaynakları da sıraladı.

Okuyuculara kanıtlayamadığınız şeyleri söyleyin. “Okuyucularınıza ne bildiğinizi güvenle anlatın ve neyi bilmediğinizi söylemekten de çekinmeyin; çünkü her şeyin %100 kanıtlanabilir olmadığını kabul etmek gerekir,” diye vurguladı Felder. Horvit ise gazetecilerin ilgisiz kanser türleri olan kaynakları bir kenara bırakmaya istekli olmaları gerektiğini ekledi. “Kaynaklarınızın hangi tür kanserleri olduğunu, çevresinde neyin püskürtüldüğünü inceleyin ve gerçekten bir bağlantı var mı diye sorun. Çünkü bize başvuran ama yaşadıkları çevreyle uyumlu olmadığı için kullanamadığımız çok sayıda kişi oldu,” dedi.

Dava tutanaklarına ve ifadelere bakın. “Dava öncesi keşif belgeleri adeta büyük ikramiye gibidir,” diye belirtti Gilbert. Horvit de şunu ekledi: “Meclis oturumlarının tutanakları harikadır; ayrıca davalar ve ifade tutanakları da çok değerlidir.”

Etkilenen yerel bir topluluğun adını başlığa ekleyin. “Bizim ana haberimiz ulusal veri setimizdi, ancak en iyi hikâyelerimiz genellikle belirli topluluklara odaklananlardı sadece topluluk adını kullanmak bile büyük fark yarattı,” dedi Felder. “Başlıkta spesifik bir topluluk adı kullanabildiğinizde  örneğin ‘Doğu Kuzey Dakota’da yüksek kanser oranları ve pestisit kullanımı’ bu çok daha dikkat çekici oluyor ve insanlar buna daha fazla tepki veriyor.”

Kaynak bulmak için yaratıcı olun GoFundMe siteleri ve kanser hastası taşıma konusunda faaliyet gösteren kar amacı gütmeyen yardım kuruluşları gibi. Horvit, GoFundMe sayfaları üzerinden kaynak bulma fikrinin kendi projelerinde işe yaramadığını kabul etti ancak bazı katılımcılar bu yöntemin başka yerlerde işe yarayabileceğini düşündü. “GoFundMe sitelerini kaynak bulmak için kullanma fikrim vardı ama hiç işe yaramadı” dedi. “Bizim insanları bulma yöntemimiz daha çok bu bölgelerde kanser hastalarına destek olan kuruluşlardı. İnsanları kemoterapi seanslarına taşımak için para toplayan iki küçük sivil toplum kuruluşu bulduk. Onlar insanları ve hikâyelerini biliyorlardı.”

Kaynaklar

Panelde, ABD’li gazeteciler için aşağıdaki veri tabanları önerildi:


Rowan Philp, GIJN’in küresel muhabiri ve etki editörüdür. Daha önce Güney Afrika’nın Sunday Times gazetesinin baş muhabiriydi. Dış muhabir olarak dünyanın dört bir yanındaki yirmiyi aşkın ülkeden haber, siyaset, yolsuzluk ve çatışma konularında haberler yaptı.

Bu Çalışma Bir Lisans Altında Lisanslanmıştır Creative Commons Atıf-Türevi Olmayan 4.0 Uluslararası Lisansı

İçeriklerimizi bir Creative Commons Lisansı Altında Ücretsiz, Çevrim içi veya Basılı Olarak Yeniden Yayınlayın.

Bu Yazıyı Yeniden Yayınla

Bu Çalışma Bir Lisans Altında Lisanslanmıştır Creative Commons Atıf-Türevi Olmayan 4.0 Uluslararası Lisansı


Material from GIJN’s website is generally available for republication under a Creative Commons Attribution-NonCommercial 4.0 International license. Images usually are published under a different license, so we advise you to use alternatives or contact us regarding permission. Here are our full terms for republication. You must credit the author, link to the original story, and name GIJN as the first publisher. For any queries or to send us a courtesy republication note, write to hello@gijn.org.

Sonrakini Oku

GIJN

Türkiye’den Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne: GIJN’in Yeni Üyeleri Açıklandı!

GIJN, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu dokuz ülkeden 10 yeni üyeyi ağına kabul etti. Yeni üyeler arasında sürgünde faaliyetlerini sürdüren iki haber merkezi, çevre ve iklim krizine odaklanan araştırmacı gazetecilik kuruluşları ile organize suçlar ve insan hakları ihlalleri üzerine çalışan çeşitli kurumlar yer alıyor.

2026 Sigma Ödül Kazananları

Veri Gazeteciliği

Afrika’daki Zehirli Tedarik Zincirlerinden Baltık’taki Sabotajlara, Suriye’de Çalınan Çocuklardan Küresel Yolsuzluk Ağlarına: 2026 Sigma Ödülleri’nin Kazananı 10 Veri Gazeteciliği Projesi Açıklandı

17 üyeden oluşan ve farklı uzmanlık alanlarından gelen jüri üyelerinden oluşan Ödül Komitesi, 31 finalist arasından 26 bireysel proje ve beş portföyü değerlendirerek veri odaklı gazetecilik alanında öne çıkan 10 seçkin projeyi ödüle layık gördü.