Erişilebilirlik Ayarları

Yazı boyutu

Renk Seçenekleri

Tek renkli Sessiz renk Koyu

Okuma araçları

izolasyon Yönetici
Gazeteci Li Sipan
Gazeteci Li Sipan

SONY DSC

Hikayeler

Başlıklar

Deneyimli Gazeteci Li Sipan ile Çin’de Sansür, Büyük Güvenlik Duvarı ve Bağımsız Medyanın Durumu

1990’lı yılların sonlarında Çin medyası önemli bir dönüşüm sürecine girdi. Uzun yıllar boyunca Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) yayın organı olarak işlev gören medya düzenine, piyasa odaklı çalışan yeni bir ticari haber kuruluşları kuşağı eklendi. Bu değişim, parti denetiminin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmese de gazetecilere daha önce görülmemiş ölçüde hareket alanı sağlayarak Çin gazeteciliğinin “altın çağı” olarak anılacak dönemin önünü açtı.

Piyasa rekabeti ve okurların güvenini kazanma ihtiyacı, yeni kuşak gazetecileri daha cesur ve daha araştırmacı bir haberciliğe yöneltti. Muhabirler sahaya çıkıyor, yetkililere hesap soruyor, adaletsiz yargı kararlarının yeniden ele alınmasına katkı sağlıyor ve büyük skandalların ardındaki çıkar ilişkilerini ortaya çıkarıyordu. O güne kadar hayal bile edilemeyecek haberler artık yayımlanabiliyordu.

Ancak bu görece özgürlük ortamı uzun ömürlü olmadı. 2008’den itibaren Çin’de araştırmacı gazeteciliğin faaliyet alanı belirgin biçimde daralmaya başladı. Sichuan depreminde standartlara uygun inşa edilmeyen okul binalarının çökmesi sonucu yüzlerce öğrencinin yaşamını yitirmesine ilişkin haberler sıkı sansüre maruz kaldı. Aynı yıl düzenlenen Pekin Olimpiyatları ise eleştirel habercilikten çok, devletin teşvik ettiği milliyetçi söylemlerin öne çıktığı bir döneme dönüştü.

2013 yılı ise Çin’de basın özgürlüğü açısından önemli bir dönüm noktası oldu. Guangdong Eyaleti Parti Propaganda Dairesi Başkanı, Southern Weekly gazetesinin baskıya girmeden önce başyazıya müdahale etti. Anayasal reform çağrısı içeren metin çıkarılarak yerine, Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) yeni lideri Şi Cinping’i öven resmi parti söylemi yerleştirildi.

Bu müdahale, hem gazetecilerin hem de kamuoyunun tepkisini çekerek geniş çaplı protestolara yol açtı. Yetkililer ilk etapta sessiz kalmayı tercih etse de kısa süre sonra mikroblog platformu Weibo’da etkili olan liberal kanaat önderlerine yönelik kapsamlı bir baskı dalgası başlattı. Böylece kamuoyunun tartışma yürüttüğü ve eleştirel görüşlerin dolaşıma girdiği dijital alanlar sistemli bir şekilde ortadan kaldırıldı.

İzleyen yıllarda büyük medya kuruluşlarının araştırmacı gazetecilik birimleri sessizce kapatıldı. Deneyimli gazeteciler ise peş peşe mesleği bırakmak zorunda kaldı. 2015’ten sonra yasal düzenlemelerin giderek sertleşmesi ve siyasi atmosferin hızla değişmesi birbirini besleyen iki süreç hâline geldi. Sivil toplum kuruluşları, avukatlar ve kamuoyunda etkili olan aydınlar üzerindeki baskılar giderek arttı. Bir dönem canlı ve etkili olan sivil toplum ise kısa sürede ciddi ölçüde zayıfladı.

Ancak oluşan boşluk, mutlak bir sessizlik anlamına gelmiyordu. COVID-19 salgını, bu açıdan beklenmedik bir kırılma anı oldu. Wuhan’ın karantinaya alındığı ilk günlerde yurttaş gazeteciler bölgeye giderek resmi açıklamaların yanıt vermediği pek çok soruya ışık tutan görüntüler ve haberler paylaştı. Salgın boyunca çok sayıda sıradan yurttaş yaşadıklarını sosyal medya üzerinden belgeledi, bilgi paylaştı ve birbirine destek oldu. Sansür ile sansürü aşmaya yönelik araçlar arasındaki sürekli mücadeleye rağmen bilgi akışı hiçbir zaman tamamen kesilmedi. Ancak pandemi, kamuoyunun güvenilir ve bağımsız bilgiye erişememesinin bedelini tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. Aynı zamanda, bağımsız gazeteciliğe ve doğrulanmış haberlere duyulan ihtiyacı da yeniden görünür kıldı.

Çin medyası üzerindeki uzun süren baskı döneminde gazetecilikten uzaklaştırılan pek çok isim, zamanla yeni mecralarda yeniden bir araya gelmeye başladı. Yurt dışında kaydedilen Çince podcast’ler, bağımsız e-bültenler ve anlatı odaklı kurgu dışı yayın platformları ortaya çıktı. Çin’in Büyük Güvenlik Duvarı‘nın her iki tarafında da, bağımsız Çince medya ekosistemi yavaş ama kararlı adımlarla şekillenmeye başladı.

Kıdemli gazeteci, kurucu ve savunucu Li Sipan, bu uzun dönüşümün tamamını anlatabilecek en doğru isimlerden biri. Kariyerinin on yılı aşkın bir bölümünü, bir dönem Çin’de geniş bir etkiye sahip olan ticari medya grubu Southern Media Group bünyesinde geçirdi. Bu süre boyunca hem 21st Century Global Herald gazetesinde, hem Southern Metropolis Daily’nin derinlemesine araştırma biriminde hem de Southern Weekly’de çalıştı.

İmza niteliğindeki araştırma dizileri The Shanmu Dynasty ve The Dangerous Mentor, Çin gazeteciliğinde iş yerindeki ve kampüslerdeki cinsel istismarı sistematik biçimde inceleyen ilk çalışmalardan bazılarıydı. Bu araştırmalar, #MeToo hareketi Çin’e ulaşmadan yıllar önce yayımlanmış öncü gazetecilik örnekleri arasında yer aldı.

Yaklaşık aynı dönemde, Guangzhou’daki bir grup kadın gazeteciyle birlikte Women Awakening Network (Kadın Uyanış Ağı)’nı kurdu. Sonraki 14 yıl boyunca iki kimlik arasında gidip geldi: gazeteci ve hak savunucusu.

Ağ, bu süreçte önemli başarılara imza attı. Üniversitelerde cinsel tacize karşı yürüttükleri kampanyalardan birinde, dünyanın dört bir yanından 256 akademisyenin imzaladığı açık mektubu Çin Eğitim Bakanlığı’na sundular. Bu girişim, eğitim kurumlarında cinsel tacize ilişkin Çin’in bakanlık düzeyindeki ilk politika belgesinin hazırlanmasına öncülük etti. Li ayrıca, Çin’in dönüm noktası niteliğindeki aile içi şiddetle mücadele yasasının hazırlanmasına yönelik sivil toplum savunuculuğunda da kilit bir rol üstlendi.

Ancak kamuoyundaki görünürlüğü, beraberinde istenmeyen ilgiyi de getirdi. 2017 yılında, Çin’de Yurt Dışı Sivil Toplum Kuruluşları Yönetim Yasası tam anlamıyla yürürlüğe girdikten sonra, defalarca sorguya çağrıldı ve Women Awakening Network’ten ayrılması istendi. Aynı zamanda kendisine, akademik kariyerin kendisi için daha uygun olacağı yönünde “nazik” telkinlerde bulunuldu. Doktorasını tamamladıktan sonra Shantou Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak göreve başladı. 2022 yılından bu yana ise Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de misafir araştırmacı (scholar-in-residence) ve Stanford Üniversitesi’nde ziyaretçi araştırmacı (visiting scholar) olarak çalışmalarını sürdürüyor.

Hayatı boyunca yürüttüğü çalışmalar, bugün sıra dışı bir tarihsel arşiv niteliği taşıyor. Toplumsal cinsiyet meselelerinin Çin’de neredeyse hiç konuşulmadığı bir dönemde, kadın hakları ve toplumsal cinsiyet perspektifini Çin’in ticari medya kuruluşlarının mesleki gelişim programlarına taşıyan ilk isimlerden biri oldu. Aynı zamanda Çin’de piyasa odaklı medya düzeninin yükselişini, kısa süren parlak dönemini ve ardından yaşadığı çöküşü baştan sona deneyimledi. Bu süreçte bağımsız gazetecilerin, sivil toplum çalışanlarının ve kamusal tartışmalara yön veren aydınların kent yaşamından dalga dalga çekilişine tanıklık etti.

Bugün çalışmalarını yurt dışında sürdüren Li Sipan, derinlemesine gazeteciliğe odaklanan bağımsız bir medya kuruluşunun kurucusu. Ayrıca, Çince yayın yapan bağımsız medya kuruluşlarını güçlendirmeyi amaçlayan inVOC adlı medya destek girişiminin kuruluşunda da yer alıyor. Her iki girişim de bağımsız Çince medya ekosisteminin daha güçlü ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşmasını hedefliyor.

GIJN, Li Sipan ile Çin medyasının geçirdiği farklı dönüşüm dönemlerini, bu süreçte izlediği yolu, günümüz Çin medya ortamına ilişkin değerlendirmelerini ve hâlâ aşılması gereken zorlukları konuştu. Bu söyleşi, akıcılık ve üslup açısından küçük düzenlemeler yapılarak yayımlanmıştır.

GIJN: Kariyeriniz, Çin gazeteciliğinin altın çağından neredeyse tamamen susturulduğu bugünkü döneme kadar uzanıyor. Bu dönüşümü içeriden yaşayan biri olarak, bu süreçte yolunuzu nasıl buldunuz? Bugünden geriye baktığınızda, bu deneyimin size öğrettiklerinden paylaşmak istediğiniz neler var?

Li Sipan: Medyada çalıştığım yılların büyük bölümünde aynı anda iki kimlikle var oldum: Bir yandan kurumların içinde çalışan, olgulara dayalı haberler üreten bir muhabirdim; diğer yandan feminist bir perspektiften yazan bağımsız bir yorumcuydum.

Bu feminist bakış açısı, Çin gazeteciliğinin sözde “altın çağı”na da daha eleştirel yaklaşmamı sağladı. Ben o dönemi değerlendirirken yalnızca basın özgürlüğüne bakmıyordum; eşitlik ve kapsayıcılığı da ölçüt olarak görüyordum. Bu açıdan bakıldığında, o dönemin liberal medya anlayışına ilişkin ciddi çekincelerim vardı.

Bu nedenle ortam giderek sessizleşmeye başladığında yaşadığım hayal kırıklığı, birçok meslektaşımın hissettiği kadar erken ya da sarsıcı olmadı. Çünkü o dönemin zaten kusursuz olmadığına inanıyordum.

2014 yılı civarında, internet haber siteleri özgün habercilik üretmeye başladı. Aynı dönemde mobil İnternet’in yaygınlaşması, hem yeni yayıncılık biçimlerinin ortaya çıkmasını sağladı hem de habere yönelik büyük bir içerik talebi yarattı. Bu değişim, bağımsız gazeteciler ile hak savunuculuğu yapan sivil toplum kuruluşlarının haber üretimine önceye kıyasla daha fazla katkı sunabilmesinin önünü açtı.

Women Awakening Network için de 2014 bir dönüm noktasıydı. O yıl ilk kez ana akım medyada geniş ölçekte görünürlük kazandık. NetEase’in Truth kanalıyla iş birliği yaparak Xiamen Üniversitesi’ndeki cinsel taciz vakasını haberleştirdik. Ardından, sözde bir “kadın erdemi okulu” üzerine gizli yöntemlerle hazırladığımız araştırma ulusal çapta büyük yankı uyandırdı.

2015 yılında ise Sixth Tone, Gao Yanmin vakasına ilişkin değerlendirmemize yer verdi. Bu vaka, insan ticaretine maruz bırakılan bir kadının, dağlık ve ücra bir bölgede görev yapan tek ilkokul öğretmeni hâline gelişini anlatıyordu. Bunun ardından ülke genelindeki çok sayıda medya kuruluşu, ilk kez 20 yıl önce gündeme gelen bu olayı yeniden haberleştirdi.

Bunların hiçbiri, geleneksel medyanın tekeli sarsılmaya başlamadan önce mümkün olmazdı. Uzun yıllar boyunca Çin medyasında söz hakkı büyük medya kuruluşlarının, erkeklerin ve büyük ölçüde Pekin merkezli bakış açılarının elindeydi.

Zamanla şunu öğrendim: Siyasi, teknolojik, ticari ya da toplumsal koşullar nasıl değişirse değişsin, anlamlı işler üretebilmek için bu değişimlerin açtığı alanları değerlendirmek zorundaydık.

Araştırmacı gazeteciliğin altın çağında sahip olduğumuz editoryal özgürlüğün kaybı gerçekten de yas tutulacak bir kayıp. Ama o dönemde bile basının görece özgürleşmesi, medyanın daha demokratik ve daha kapsayıcı hâle gelmesi anlamına gelmiyordu. Çin’de bu iki süreç hiçbir zaman aynı anda ve aynı hızda ilerlemedi.

GIJN: The Ideas Letter için bağımsız Çince medya üzerine kaleme aldığınız uzun yazıda birçok çarpıcı tespitte bulunuyorsunuz. Bunlardan biri özellikle dikkatimi çekti. Çin’de kurumsal gazeteciliğin eleştirel geleneğinin neredeyse tamamen ortadan kalktığını, buna karşın ayakta kalmayı başaran bağımsız seslerin ise belirli konulara ya da topluluklara odaklanan, sosyal medyanın farklı köşelerine dağılmış niş yayınlara dönüştüğünü söylüyorsunuz.

Li Sipan: Batı medyasındaki kriz, kurumsal medya kuruluşlarının güvenilirliğini ve gündem belirleme gücünü kaybetmesi. Çin’deki kriz ise bambaşka: Güvenilir haber kurumları neredeyse tamamen ortadan kalktı.

Bunun anlamı şu: Gazeteciliğin temel işlevi, yani kamuyu ilgilendiren gelişmeleri ayıklayıp önceliklendirerek insanların neye dikkat etmesi gerektiğini belirlemesine yardımcı olma işlevi artık büyük ölçüde yok olmuş durumda. Kamuoyu parçalanmış durumda; insanların bilgiye eriştiği ortam da öyle.

Bugün sadeleştirilmiş Çince yayın yapan medya ortamında, gerçekten de o anda yaşanan en önemli gelişmelerin neler olduğunu anlamak neredeyse imkânsız. Yayın lisansına sahip medya kuruluşlarının büyük bölümü fiilen Komünist Parti’nin sözcüsü gibi hareket ediyor. Gerçek anlamda haber yapmak isteyenler ise kamu kurumlarındaki bilgi kaynaklarına büyük ölçüde erişimlerini kaybetmiş durumda; üstelik artık kendi gazetecilerini bile koruyamıyorlar.

Peki bugün hâlâ eski Southern Weekly benzeri bir yayın ya da Çin’in The New York Times’ı olacak bir kurumu yeniden inşa etmeyi savunmalı mıyız? Bence bu, ne Çin’in içinde ne de dışında gerçekçi bir hedef. Kamu yararına çalışan kurumsal gazeteciliğin üzerinde yükseldiği yapısal zemin artık ortadan kalktı. Önce bağımsız biçimde haber yapma ve editoryal karar alma hakkı elinden alındı; ardından bilgiye erişim hakkını kısıtlayan kapsamlı bir yasal düzenlemeler bütünü oluşturuldu.

Resmî basın kartına sahip gazetecilerin sayısı 2014 ile 2022 yılları arasında yaklaşık dörtte bir oranında azaldı. Otuz yaşın altındaki gazetecilerde ise bu düşüş yaklaşık yarıya ulaştı. Üstelik bugün hâlâ basın kartı taşıyan gazetecilerin büyük bölümü de artık gerçek anlamda gazetecilik yapmıyor.

GIJN: Bugün yurt dışındaki bağımsız Çince medya ekosistemini nasıl tanımlarsınız? Farklı yayınlar arasında zamanla bir iş bölümü ya da birbirini tamamlayan bir yapı oluştu mu, yoksa hâlâ büyük ölçüde birbirlerinden bağımsız mı hareket ediyorlar? Bu ekosistemin bugün en çok neye ihtiyacı olduğunu düşünüyorsunuz?

Li Sipan: En büyük eksiklik, olgulara dayalı haber üretimi. Oysa en kritik iş tam da bu. Çin’de sansür mekanizmasının yayın lisanslarını bu kadar sıkı denetim altında tutmasının nedeni de tam olarak bu.

Yazımda da belirttiğim gibi, bugün Çince gazetecilikte eksiklerine rağmen bütünlüklü bir ekosistem var. Kırılgan olsa da bu ekosistem özgün haberler üreten küçük alternatif medya kuruluşlarını, anlatı odaklı kurgu dışı yayın platformlarını, YouTube kanallarını ve haber odaklı podcast’leri, haber derleme platformlarını, doğrulama girişimlerini ve çok çeşitli yorum mecralarını kapsıyor.

Bunlara uluslararası haber çevirileri yapan yayınlar, belirli topluluklara ya da belirli meselelere odaklanan alternatif medya girişimleri ile kültür ve akademi alanında yayın yapan mecralar da ekleniyor. Ana akım medyada eleştirel hukuk haberciliği neredeyse tamamen ortadan kalktığı için, eskiden hukuk muhabirliği yapan gazeteciler ve bağımsız hesaplar üzerinden yayın yapan hukukçular bu boşluğu doldurmaya çalışıyor.

İçerik üretiminin ötesinde, meslektaşlar arası bilgi ve deneyim paylaşımını sağlayan programlar da var. Bu programlar, yakın dönemde yapılan gazetecilik çalışmalarını değerlendirmeyi, meslekteki yeni gelişmeleri tartışmayı, bilgi ve beceri aktarımını sağlamayı ve gazeteci yetiştirmeyi amaçlıyor. İfade özgürlüğünü destekleyen platformlar da bu ekosistemin bir parçası. Sansürsüz yaratıcı topluluklar, burs ve destek programları, arşivler ve vakıflar bunlar arasında yer alıyor. Bazı girişimler ise Çin internetinden silinen içerikleri arşivlemeye, derlemeye ve analiz etmeye odaklanıyor. Ancak bütün bunlara rağmen, bir ekosistem olarak bakıldığında, henüz gerçek anlamda bir iş bölümünün ya da birbirini tamamlayan bir yapının oluştuğunu söylemek zor. Yayınlar arasında zaman zaman bir uyum ya da ortaklaşma görülse de bu çoğunlukla planlı bir iş birliğinin değil, tesadüflerin sonucu.

GIJN: Kuruluşunda rol aldığınız bağımsız Çince medya girişimi inVOC’u anlatır mısınız? Bu girişimi hayata geçirmeye sizi motive eden neydi? Bugünkü yurt dışı merkezli bağımsız Çince medya ortamında hangi ihtiyaca yanıt vermeyi amaçlıyor?

Li Sipan: inVOC’un çıkış noktası, bağımsız medya ekosistemini bir bütün olarak desteklemek. Bağımsız medyaya destek veren pek çok girişim var. Ancak bunların herhangi birinin, özellikle Çince yayın yapan bağımsız medya kuruluşlarına yönelik sistematik ve profesyonel bir destek sunduğunu söylemek zor. Çince yayın yapan medya kuruluşlarının karşı karşıya olduğu sansür ortamı, diğer ülkelerdeki medyanın deneyimlediğinden oldukça farklı. Bu nedenle uluslararası kuruluşlar ve vakıflar, Çince medya kuruluşlarının karşılaştığı sorunları ve ihtiyaçlarını çoğu zaman yeterince hızlı ve ayrıntılı biçimde kavrayamıyor. Bunun yanı sıra, gerçekten kamu yararına çalışan birçok bağımsız medya kuruluşu yalnızca dijital platformlardan elde ettiği gelirle ayakta kalamıyor. Bunların hiçbiri büyük bütçelere ve geniş kadrolara sahip kurumlar değil. Ama bir araya geldiklerinde, tek başına büyük bir medya kuruluşunun yaratabileceğinden daha büyük bir etki yaratma potansiyeline sahipler. inVOC’un yapmak istediği şey ise, küçük medya kuruluşlarının personel ya da kaynak yetersizliği nedeniyle üstlenemediği işleri üstlenmek. Buna kaynak geliştirme, onları ihtiyaç duydukları kişi ve kurumlarla buluşturma, özel ihtiyaçlarına yönelik uzman danışmanlığı ve eğitim sağlama, ayrıca uluslararası meslektaşlarıyla bilgi ve deneyim paylaşabilecekleri bağlantılar kurma da dahil. Amacımız kendi medya projelerimizi yürütmek değil; bağımsız medya kuruluşlarının çalışmalarını sürdürebileceği koşulları güçlendirmek ve zaman içinde aralarındaki güveni ve iş birliğini geliştirmek.

GIJN: Deneyimlerinize dayanarak soracak olursak, yurt dışından Çin’deki okurlara yönelik bağımsız gazetecilik yapmanın en büyük zorluğu sizce nedir? Finansal sürdürülebilirlik mi, nitelikli insan kaynağı eksikliği mi, güvenlik riskleri mi, yoksa Büyük Güvenlik Duvarı’nın arkasındaki okurlara ulaşabilmek mi?

Li Sipan: En büyük engel hâlâ Büyük Güvenlik Duvarı. Eğer bu duvar olmasaydı, diğer sorunların üstesinden gelmek mümkün olurdu.

Büyük Güvenlik Duvarı, birbirinden tamamen kopuk iki ayrı bilgi ve içerik ekosistemi yaratıyor. Duvarın içinde toplumdaki küçük ama önemli değişimleri yakından gözlemleyebiliyorsunuz; ancak gerçekten önemli meseleleri haberleştiremiyor ya da tartışamıyorsunuz. Duvarın dışında ise büyük ve temel meseleleri özgürce konuşabiliyorsunuz, fakat güncel ve birinci el kaynaklara erişiminiz oldukça sınırlı oluyor.

Üstelik Büyük Güvenlik Duvarı yalnızca teknik bir sansür mekanizması değil. Aynı zamanda baskı ve ticari yaptırımların birlikte işlediği çok katmanlı bir kontrol sistemi.

Çin vatandaşları ya da Çin’le güçlü bağlarını sürdüren insanlar için en temel sorun şu: İster ülkenin içinde olun ister dışında, ifade özgürlüğünden gerçek anlamda yararlanmanız mümkün değil. Dünyanın geri kalanı ise bu baskının ne kadar yaygın ve gündelik hayatın sıradan bir parçası hâline geldiğinin büyük ölçüde farkında değil.

GIJN: Yazınızda, Çin gazeteciliğinin yaklaşık 2003 ile 2013 yılları arasındaki altın çağında yetişen gazetecileri bugüne kadarki en iyi yetişmiş kuşak olarak nitelendiriyorsunuz. Oysa bugün genç gazeteciler, baştan sona yoğun sansür altında şekillenen bir medya ortamında yetişiyor. Bu kuşağın mesleki bilgi ve becerilerini geliştirebileceği, aynı zamanda gazetecilik meslek kimliğini oluşturabileceği hangi kanallar hâlâ açık?

Li Sipan: O kuşağı “en iyi yetişmiş kuşak” olarak tanımlarken, bunu bireysel yetkinliklerinden ziyade içinde çalıştıkları yapısal koşulları kastederek söylüyorum. O dönemde gazeteciler için daha fazla istihdam olanağı vardı. Sahaya çıkabiliyorlardı, sansür bugüne kıyasla haber yayımlama konusunda daha geniş bir hareket alanı bırakıyordu ve ulaşılabilecek haber kaynakları çok daha fazlaydı.

İşte altın çağın asıl avantajları bunlardı. O dönemde özel medya kuruluşları, aslında piyasa içinde faaliyet gösteren parti medyasının bir uzantısıydı ve Çin’in ekonomik yükselişinin sağladığı mali kaynaklardan yararlanıyordu.

Ancak bu kuruluşların işleyiş mantığı, Hong Kong ya da Tayvan’daki tamamen piyasa odaklı medya kuruluşlarından farklıydı. Katı bir maliyet hesabı yapılmıyor, haber üretimine ve editoryal süreçlere ciddi kaynak ayrılıyordu. Hatta oldukça küçük görünen bir gelişme için bile bir muhabiri olay yerine gönderebiliyordunuz.

O yıllarda Hong Kong ve Tayvan’daki meslektaşlarımızın, sahip olduğumuz haber bütçelerini kıskandığını hatırlıyorum.

Li Sipan: Medya sektörünün Çin’e özgü biçimde gelişmesi nedeniyle, o on yıl aynı zamanda kamu görevlilerinin, uzmanların ve toplumun farklı kesimlerinden insanların gazetecilerle konuşmaya en istekli olduğu dönemdi. Yerel medya, yerel siyasi iklimin şekillenmesinde etkiliydi; gazeteciler ise hem kamu görevlileri hem de toplum tarafından iki taraf arasında köprü kuran kişiler olarak görülüyordu. Böyle bir erişim imkânının ne kadar değerli olduğunu abartmak mümkün değil.

Bununla birlikte, bugünün genç gazetecilerinin de kendilerine özgü avantajları var. Genel olarak eğitim düzeyleri önceki kuşağa göre daha yüksek; birçoğu yurt dışında eğitim gördü. Gazete döneminde en önemli unsur hızdı. Yayın alanı sınırlıydı ve güçlü entelektüel geleneğe sahip az sayıdaki yayın dışında, özenli uzun soluklu yazılara pek yer verilmiyordu.

Ancak sansürün etkisi ve internet çağında yükselen anlatı odaklı kurgu dışı yazının yaygınlaşması, paradoksal biçimde gazetecilik metinlerinin edebi niteliğini artırdı. Bugün uzun soluklu haberler hazırlayan gazeteciler, yazı becerisi açısından önceki kuşaktan geri değil; hatta çoğu zaman daha da iyiler. Üstelik bu meslek artık eskisi gibi ne ün ne de yüksek gelir sağlıyor. Bu nedenle gazetecilikte kalmayı sürdürenlerin önemli bir bölümü, bunu gerçekten bu işi sevdikleri için yapıyor.

Öte yandan, editoryal bağımsızlığa gerçekten sahip yayın kuruluşlarının hareket alanı bugün son derece daralmış durumda. Mobil internete geçiş de kendi sorunlarını beraberinde getirdi: Haber bütçeleri küçüldü, haber üretim temposu hızlandı ve yüz yüze görüşmelerin yerini giderek sosyal medya üzerinden yapılan röportajlar aldı. Sonuç olarak daha az gazeteci karmaşık olayları sahada izleme ve deneyimleme fırsatı buluyor. Bana göre bugünle geçmiş arasındaki en önemli farklardan biri de bu.

Eğitim sistemindeki değişimler ve kamusal tartışma ortamının dönüşümü de belirleyici oldu. 2016’dan sonra, liberal görüşleriyle bilinen birçok iletişim fakültesi yöneticisi görevden uzaklaştırıldı. Marksist gazetecilik eğitimi yeniden öne çıkarıldı. Öğretim üyeleri ve sınıflar üzerindeki günlük denetim yoğunlaştı, akademik değişim programları ve uluslararası iş birlikleri büyük ölçüde sınırlandırıldı. Gazeteciliğin temel amacı olarak da kamuyu denetleyen bir basın anlayışının yerini “Çin’in hikâyesini iyi anlatmak” söylemi aldı.

Sınıfın dışında da tablo farklı değil. Bugün, editoryal yayın lisansına sahip kuruluşları ölçüt alırsanız, artık liberal çizgide yayın yapan hiçbir haber kuruluşu kalmadı. Basının kamuyu denetleme görevini sürekli hatırlatan bu tür yayınlar ortadan kalkınca, birçok genç gazeteci kişisel anlatılara fazlasıyla ağırlık veriyor; zaman zaman haber değerini ve medyanın denetleyici rolünü gözden kaçırabiliyor.

Bu kuşak sosyal medyanın şekillendirdiği bir ortamda yetişti ve bunun etkilerini taşıyor. Bugünkü sosyal medya düzeninde, insanlara bilgi manipülasyonunu nasıl tespit edeceklerini öğretmek gerçekten çok zor. Platformların işleyişi hâlâ büyük ölçüde kamuoyunu yönlendirmeye odaklı; bilgi manipülasyonunu ortaya çıkaracak ya da kamuoyunu etkileyen söylentileri sistematik biçimde takip edecek etkili araçlar ise neredeyse yok.

Bugünün genç gazetecileri gerçek insanlarla yüz yüze görüşme fırsatını çok daha az buluyor. Röportajlarını çoğunlukla sosyal medya üzerinden yapıyorlar. Bu da ne gazetecilerin ne de haber kaynaklarının birbirini gerçekten tanımasına ve güven ilişkisi kurmasına imkân tanıyor. Buna gazetecilerin sık sık çevrim içi linç kampanyalarının hedefi hâline gelmesini de eklediğinizde, ortaya çıkan psikolojik yük hiç de hafife alınacak gibi değil.

Bugün genç gazeteci olmak gerçekten çok zor. Normal koşullarda gazeteciler haber kurumlarının içinde yetişir; mesleki bilgi ve deneyim de kuşaktan kuşağa bu kurumlar aracılığıyla aktarılır. O aktarım zinciri bugün büyük ölçüde kopmuş durumda.

Yine de umut veren gelişmeler var. Deneyimli gazeteciler ve gazetecilik eğitimi veren akademisyenlerden bazıları yeni kuşağı yetiştirmeye yönelik programlar yürütüyor. Elbette GIJN gibi uluslararası gazetecilik kuruluşlarının katkısı da bu süreçte büyük önem taşıyor.

GIJN: Hiç vazgeçmeyi düşündüğünüz bir an oldu mu? Sizi bugüne kadar devam etmeye motive eden neydi?

Gazeteci Li Sipan

Gazeteci Li Sipan

Li Sipan: Açıkçası, hiç vazgeçmeyi düşünmedim. Ama şunu da dürüstçe söylemeliyim ki yaptığım işi büyük fedakârlıklarla sürdürülen bir “azim hikâyesi” olarak görmüyorum. Beni ayakta tutanın sarsılmaz bir inanç olduğunu da düşünmüyorum. Gerçeğe doğru yazmak, kamuyu ilgilendiren meseleler hakkında konuşmak, savunuculuk yoluyla ortak bir toplumsal anlayışın oluşmasına katkı sunmak, hukuku, politikaları ve kültürü küçük de olsa ileriye taşımaya çalışmak… Kendimi en çok bunları yaparken ait olduğum yerde hissediyorum.

Çin’den ayrıldıktan sonra, pandemi yıllarında yaptığım yolculukları sık sık düşündüm. Guangzhou ve Shantou’da yaşadığım dönemleri, gittiğim diğer şehirleri… On ya da yirmi yıl öncesiyle kıyaslandığında Çin kentlerinin altyapısı ve görünümü olağanüstü ölçüde gelişmişti. Maddi koşullar açısından bakıldığında insanların büyük bölümü bugün daha iyi bir yaşam sürüyor.

Ama bir yandan da kentlerin kamusal yaşamını ayakta tutan insanlar dalga dalga ortadan kayboldu. Gazete muhabirleri, kamusal tartışmalara yön veren aydınlar, insan hakları avukatları, sivil toplum çalışanları… Toplumu değiştirme ve kamusal yaşama katılma arzusu taşıyan o canlı atmosfer yok oldu. Geriye, içi boşaltılmış bir kamusal yaşam kaldığını çok net görebiliyordum. Bu gerçekten derin bir hüzün yaratıyor.

Çinliler olarak kültürel mirasımızla samimi bir gurur duyuyor, ülkemize güçlü bir bağlılık hissediyoruz. Ancak ülkenin güçlenmesiyle birlikte dil giderek yoksullaştı; düşünce ve kültür alanı da daraldı.

Bugünün bilgi ortamında bir şeyi bütün yönleriyle anlatabilmek bile son derece zorlaştı. Neler yaşandığını açıkça ifade etmek, olup biteni eksiksiz anlatmak ya da kelimeleri eğip bükmeden mantıklı bir tartışma yürütmek giderek zorlaşıyor. Kültürün ve iletişimin yönünü devlet belirliyor. Siz bunun tersine hareket etmeye çalıştığınızda ise her proje, iki taşı birbirine sürterek ateş yakmaya çalışmak gibi geliyor. En temel koşulları bile sıfırdan, kendi ellerinizle oluşturmanız gerekiyor.

Bağımsız bir medya kuruluşu yönettiğinizde okurlarınızın nerede olduğunu, hatta insanların anlattığınız konularla gerçekten ilgilenip ilgilenmediğini bile çoğu zaman bilmiyorsunuz. Bu yüzden yaptığınız her haber aslında bir deneye dönüşüyor.

Kısa süre önce Moğolca eğitim politikası üzerine bir haber yayımladık. Bu konu, Çin kamuoyunda neredeyse hiç tartışılmamıştı. Haberin önemli olduğunu düşünüyorduk ama kimsenin ilgisini çekmeyeceğini varsayıyorduk. Yanıldık.

Yazının ardından çok sayıda yorum ve destek mesajı aldık. İnsanlar, “Lütfen bunu on yıl daha yapmaya devam edin. Okurlarınız size minnettar.” diye yazıyordu. Pek çok kişi anadilinin kendi yaşamındaki anlamını anlattı. Moğol okurlar ise, “Seslerin bastırıldığı, her şeyin giderek küçüldüğü bu günlerde biri çıkıp böyle bir yazı yazmış. Hem duygulandım hem de utandım.” gibi mesajlar paylaştı.

Bir insanın zihnindeki kişisel farkındalık ortak bir kamusal meseleye dönüştüğünde, bu dönüşüm yazı ve kamusal tartışma aracılığıyla görünür hâle gelir. Gazetecilik de kamusal alanın temel aktörlerinden biridir; insanlara daha adil ve daha makul bir dünyanın mümkün olabileceğini hayal ettirir. Belki de uğruna çalışmaya değer olan şey tam da bu hayaldir.


Joey Qi, GIJN’in Çince editörü ve Vancouver merkezli bir gazetecidir. Hong Kong’da farklı haber kuruluşlarında muhabirlikten editörlüğe ve yöneticiliğe uzanan çeşitli görevlerde çalıştı. Çalışmaları ağırlıklı olarak Çin siyaseti, toplumsal meseleler, işçi hakları ve açık kaynak istihbaratı (OSINT) üzerine yoğunlaşıyor.

Bu Çalışma Bir Lisans Altında Lisanslanmıştır Creative Commons Atıf-Türevi Olmayan 4.0 Uluslararası Lisansı

İçeriklerimizi bir Creative Commons Lisansı Altında Ücretsiz, Çevrim içi veya Basılı Olarak Yeniden Yayınlayın.

Bu Yazıyı Yeniden Yayınla

Bu Çalışma Bir Lisans Altında Lisanslanmıştır Creative Commons Atıf-Türevi Olmayan 4.0 Uluslararası Lisansı


Material from GIJN’s website is generally available for republication under a Creative Commons Attribution-NonCommercial 4.0 International license. Images usually are published under a different license, so we advise you to use alternatives or contact us regarding permission. Here are our full terms for republication. You must credit the author, link to the original story, and name GIJN as the first publisher. For any queries or to send us a courtesy republication note, write to hello@gijn.org.

Sonrakini Oku

Haber Yazım Araçları ve İpuçları Haberler & Analiz

Devlet İnterneti’nin Kapatılması Durumunda Çevrim içi Kalmanın Beş Yolu

İnternet’i kapatmak, sivil toplumun ve özgür medyanın faaliyet göstermesini engellemek isteyen hükümetlerin ve rejimlerin giderek daha yaygın bir taktiği haline geldi. Burada, gizlilik ve güvenlik uzmanları, İnternet kesintilerini ortadan kaldırmak için araçlar ve taktikler hakkında tavsiyelerde bulunuyor.